güneş gözlükleri


6/5/2009 · Kategori: MODA

Yaz mevsiminin vazgeçilmez aksesuarı güneş gözlüğünü alırken modaya uygun olması dışında gözlerinizi güneşten koruması, yüzünüze yakışması da gerekir. Her yaz mevsiminde başlayan güneş gözlüğü seçme telaşına girdiyseniz ilk olarak kendinize yakışan bir gözlük almak için nelere dikkat etmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Bu konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Merve Optik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Demirel, gözlük alırken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda bize bazı tavsiyelerde bulundu.

Demirel, yüz şekline göre gözlük seçerken göz önünde bulundurulması gerekenleri şöyle açıkladı:

” Güneş gözlüğünüzü seçerken yüz şeklinizi de dikkate almanız gerekiyor. Çünkü gözlük yüzünüze tam oturmazsa gözünüz yan taraflardan güneşin zararlı ışınlarına maruz kalabilir.

” Köşeli bir yüzünüz varsa yuvarlak hatlarda bir gözlük seçebilirsiniz. Çünkü bu hem keskin olan hatlarınızı yumuşatacaktır, hem de yüzünüze tamamen oturacaktır.

” Eğer oval bir yüzünüz varsa o zaman çok şanslısınız. Çünkü oval bir yüz için hemen hemen her tip güneş gözlüğü uygundur.

” Yüzünüz yuvarlak ise köşeli bir güneş gözlüğünü tercih edebilirsiniz.

” Uzun bir yüze sahipseniz, çerçeve yüzünüzde mümkün olduğunca geniş bir alan kaplamalıdır. Böylece gözlük yüzünüzü ikiye ayırdığı için, yüzünüzün normalden daha uzun görünmesini engeller.

” Üçgen bir yüze sahipseniz, çerçeve çizgilerinin dikey olmasına dikkat etmelisiniz.

” Güneş gözlüğü yüzünüze tam oturmalıdır. Bunu anlayabilmek için güneş gözlüğünüzü her iki tarafından tutun. Kolayca hareket etmiyorsa yüzünüze tam oturmuş demektir.

” Öncellikle, gözlüğü taktığınızda gözünüz bulanmamalı. Eğer bulanıyorsa camın kalitesiz olduğu kesindir.

” Güneş gözlüğünün cam rengi her yerinde aynı olmalıdır. Bazı yerleri koyu, bazı yerleri açıksa, o gözlüğü satın almayın. Bir rengin en koyusundan açığına doğru giden renk spekturumu söz konusu ise durum değişir. Bu türü tercih ettiyseniz, cam renginin üstte koyu, altta açık olmasına dikkat edin.

” Güneş gözlüklerinin üzerinde, mor ötesi ışınları kestiğine dair bir tescilin olması gerekir. Sağlık Bakanlığı, tüm güneş gözlükleri için sertifika mecburiyeti getirmiştir. Satın alırken gözlüğün sertifikasını mutlaka isteyin.

” Numaralı gözlük kullananlar, güneş gözlüğü almadan önce mutlaka göz hekimlerine danışmalıdır.

Kalitesiz güneş gözlüğünün zararları

Güneşin UV ışınlarına uzun süre çıplak gözle bakmak retinanın tahriş olmasına ve katarakt gibi göz problemlerine yol açabiliyor. Bu yüzden uzmanlar güneşli havalarda güneşin zararlı ışınlarından korunmak için mutlaka güneş gözlüğü kullanmayı öneriyor.

Fakat güneş gözlüğünü seçmek büyük titizlik gerektiriyor. Çünkü kalitesiz ultraviyole geçiren bozuk camlardan yapılmış güneş gözlüğü kullanıldığı zaman gözbebekleri büyüyor. Bu da zararlı ışınların göze daha çok girerek retinada olumsuz etkiler yaratmasına yol açıyor.

Özellikle sokak tezgahlarında satılan güneş gözlükleri gözde miyopik, hipermetropik ya da astigmatik gibi kırılma kusurlarına neden olabilir. Bu gözlükler uzun süre kullanıldığı zaman iki göz arasındaki ilişkiyi bozarak bulanık görme hatta çift görme yaratabiliyor.

GÖZLÜĞÜNÜZÜN ÖMRÜNÜ UZATIN

Güneş gözlüğünün bakımı
” Güneş gözlüğünüzü temizlemek için kağıt mendiller yerine kuru ve pamuklu bir bez kullanmalısınız. Çünkü kağıt mendillerle gözlüğünüzün camını ovuşturmak gözlüğün kaplamasına zarar verebilir.

” Gözlüğünüzü kılıfında saklarsanız kırılmasına ya da çizilmesine engel olursunuz.

” Gözlüğünüzü temizlerken ılık su kullanmalısınız.

” Camlarını silerken güderi veya mikrofiber bezleri tercih edin.

” Yaz aylarında terlemeden kaynaklanan oksitlenme gibi sorunlarla karşılaşmamak için gözlüğün sık sık temizlenmesi ile camlarda oluşacak çizikler ve metal kısımlarda oluşabilecek zararları önleyebilirsiniz.

” Gözlüğünüzü saklarken güneş ışınlarının altında bırakmamalı ve gevşemeye neden olmamalısınız.

” Gözlüğünüzü iki elle çıkartırsanız ömrünü uzatabilirsiniz.

” Çoğunlukla kadınların güneş gözlüğünü taç olarak saçlarında kullanması da yanlıştır çünkü gözlüğün gevşemesine neden olur.


Yorum (2) Yorum yaz!

gül tatlısı


6/5/2009 · Kategori: YEMEKLER

Malzemeler:
2 su bardağı iri boy İrmik
1 su bardağı sıvı yağ
2 yumurta
1/2 paket Margarin oda sıcaklığında
Aldığı kadar un
1 su bardağı ceviz
1 su bardağı Şeker
1 su bardağı Yoğurt
1 paket Kabartma Tozu
1 paket Vanilya
ŞURUB İÇİN
3 su bardağı Şeker
3,5 su bardağı Su
1/2 Limonun Suyu

Yapılışı:Sırayla erimiş margarin,sıvı yağ,yumurta,yoğurt ve irmik karıştırılır. Kabartma tozu ve aldığı kadar un ilave edilerek yumuşak bir hamur hazırlanır.Hazırlanan hamur merdaneyle 5mm. kalınlığında açılır. Su bardağıyla açılan hamurdan yuvarlak kesilir.Yuvarlakların dört kenarı bıçakla çıtlatılır. Ortasına ceviz konur, gül şekli verilecek şekilde karşılıklı iki tarafı içeri doğru, diğer iki tarafı da dışa doğru kıvrılır.  Önceden ısıtılmış fırında 180 derece de 25-30 dakika pişirilir.Fırından çıkarılarak ılık şurubun içine atılır. Şurubunu çekince servis yapılır.Afiyet olsun…


Yorum (yok) Yorum yaz!

ilkbahar yorgunluğu


5/5/2009 · Kategori: SAGLIK

Bahar aylarında artan yorgunluğu hafife almayın.Her yorgunluk bahar yorgunluğu olmayabileceği gibi ciddi hastalıkların da habercisi olabilir...

 

İlkbahar aylarında artan yorgunluğun birçok hastalığın belirtisi olabileceği bildirildi.


Özellikle bahar aylarında birçok insanın yorgunluktan yakındığını belirten Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, yorgunluğun bahar yorgunluğu diyerek geçiştirilmemesi gerektiğini söyledi.


Her yorgunluğun bahar yorgunluğuna bağlı masum bir yorgunluk olmadığını belirten Dr. Dinççağ, ´Bu durumda çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü yorgunluk şikayeti aslında bir çok hastalığın belirtisi olabilir.


Bahar yorgunluğu diyebilmek için hekimin hastayı muayene edip, diğer hastalıkların olup olmadığını ayırması gerekir. Yorgunluk belirtileri en çok kansızlık (anemi), şeker hastalığı (diyabet), hepatit (sarılık), bazı enfeksiyon hastalıklarında, tüberküloz ve bazı psikolojik bozukluklarda olabilir.


Birçok hastalığın bir belirtisi olabilen kansızlık, aslında bir çok hastalığın ön belirtisidir. Kronik bir kan kaybının sonucu ortaya çıkabilir. Hepatitte yorgunluk önemli bir belirti olarak kendini gösterebilir´ dedi.


Uzun süren yorgunluk belirtileri olan hastaların, hekim kontrolünden geçmeleri gerektiğini ifade eden Dinççağ, ´Yorgunluk belirtisi olanlarda gerekli tetkik ve tahliller yaptırılmalı. Çoğu kez bahar yorgunluğu deyip geçtiğimizde çok önemli bir hastalığı gözden kaçırmış olabiliriz.


-Yorgunluk nedeni ortaya koyulduktan sonra bahar yorgunluğu olduğu ortaya çıkar ise bu yorgunluğu yenmek için bol sıvı alınmalı.


-Taze sebze ve meyve ağırlıklı beslenilmeli.


-Egzersiz yapılmalı.


-Antioksidanlar alınmalı.


-Sigara bırakılmalı.


-Uyku düzenine dikkat edilmeli.


-Stres ile başa çıkma yolları denenmeli.


-Kahvehane, kıraathane gibi duman altı mekandan açık havaya çıkılmalıdır´ diye konuştu.

 

 

Bu

Yorum (1) Yorum yaz!

öyle dostluklar vardırki cana can katar


4/5/2009 · Kategori: HAYAT DERSI

Gecenin ayazı, yüzüne vuruyordu. Terminalde bir ileri, bir geri gidip duruyordu. Sanki boğuyordu; bu şehirde yaşadıkları. Kaçıp gitmek istiyordu uzaklara. Dalmıştı, yine hayallere, düşünürken geçmişte yaşadıklarını. Birden, bir el değdi omzuna. İrkildi. Dönüp baktı. Karşısında fiziğiyle çökmüş bir adam duruyordu. Gülümseyerek:
—Tanıdın mı beni? dedi.
Bakışları ona yabancı gelmemişti. Birden çocukluğundan kalan, anıları canlandı gözünde. Yıllar önce oturdukları köyün göletinde boğulurken, kurtaran kan kardeşiydi karşısındaki. Birlikte aynı okula gitmişler, aynı sınıfta okumuşlar ve her gün birlikte gezmişlerdi. O hep 'can dostum' derdi. Sonra babasının tayini çıkmış, başka bir ile ailesiyle birlikte gitmişti. Ayrılmıştı ondan.
—Tanımadın mı? Ben Özcan. Sen, bizim köydeki öğretmenin oğlu Ayhan değil misin? Hani ben sana, can dostum derdim. Bağırsı köyü'nden. Unuttun mu beni?
—hatırladım şimdi. Sen ha! Nasıl tanıdın beni?
—Çenendeki beninden. Bak, o hala orada duruyor. Ama yıllar durmadı., akıp gitti değil mi?
Kucaklaştılar. İkisinin gözleri de doldu. Çevredeki meraklı bakışlara aldırmadan, yürüdüler bekleme salonuna doğru.
—Hayırsız, ben seni çok aradım. Bulamadım. Insan, gittiği yerden bir mektup atmaz mı? dedi.
Birden utandı; hayırsızlığından, aramadığından. O aramış, kendisi hiç aramamıştı. Dili bağlanmıştı sanki. Yutkundu. Konuşamadı. Anlamıştı Özcan, utandığını. Hemen konuyu değiştirdi.
-Eee. Sen ne yaptın bu arada? Nereleri gezdin? Baban emekli oldu mu?
Soruları peş peşe sıraladı, yanıtını beklemeden. Özlemişti, can dostunu.
—Babam geçen yıl emekli oldu. Ankara'ya yerleştiler. Ben de oraya gidiyordum. Babamın mesleğini aldım. Burada bir köyde, sınıf öğretmenliği yapıyorum. Sen, ne yaptın bu arada?
Yanıt verecekken, bir dilenci geldi yanlarına. Açtı ellerini, yalvarır gözleriyle.
—Şu mübarek günde, eller boş geri çevrilmez, dedi. Cebini karıştırdı.
—Ramazan ayının hayrına, Allah kabul etsin.
Cebinden çıkardığı bozuk paraların yarısını, karşısındakinin iyi mi, kötü mü niyetli olduğunu bilmeden verdi. Dilenci gidince, sohbete devam ettiler.
—Ben okuyamadım. Boyacılık, sıvacılık yaptım. İnşaatlarda amelelik yaptım. Burada da bir inşaatta, soğuk demircinin yanında çalıştım. Bayram da çocuğumu, ailemi göreyim diye duramadım. İşlerde bugünlerde durgun olunca, memlekete gideyim dedim. Halamlar var Ankara'da. Onları uzun süredir görmedim. Bir yanlarına uğrayayım. Hal, hatır sorayım. Gönüllerini alayım. Hayır, duasını alıp, gideyim dedim.
Bir an ikisi de sustu. Yine, Özcan dayanamadı konuştu.
—Biliyor musun iki yaşında bir oğlum var. Adını Ayhan koydum.
Bu sözlerle bir kez daha yıkılmıştı Ayhan. Utanmıştı, insanlığından. O unutmuştu, adını bile yıllarca.
Anonsla yerlerinden kalktılar. Perona otobüs yanaşmış, yolcular binmişti. Onlar da otobüse bindiler. Yerlerine oturdular. Aralarında iki koltuk mesafe vardı. Arada bir, akıllarına gelenleri konuşuyorlardı. Sonunda, dayanamayıp rica ettiler, yanlarında oturanlara. Yer değiştirdiler. Can dostu, onun yanına gelmişti.
Gecenin yarısı çoktan geçmiş, çoğu uykuya dalmıştı. Onlarsa hala konuşuyordu. Uyku tutmamıştı gözlerini.
Birden otobüs sola savruldu. Korku çığlıklarının ardından, şiddetli bir çarpma sesi geldi. Otobüs sanki yuvarlanıp gidiyordu. Ölümün soğuk nefesleri aralarında gezer gibiydi. Ortalık cehenneme dönmüştü. Yardım isteyenlerin sesleri gecenin içinde yankılanıyordu. Kadın, erkek, çoluk çocuk sesleri ortalığı kaplamıştı.
Ayhan, kendine gelir gelmez. Kırık camın arasından, can havliyle çıktı dışarı. Etraf, korkunun kanatları altında, çığlık sesleriyle yankılanıyordu. Üzerindeki giysiler yırtılmıştı. Dondurucu kışın soğuğu vuruyordu yüzüne. Eli yüzü kan içindeydi. Dolunayın ışığı, sanki içini karartmıştı birden. Otobüs, arı kovanı yüklü kamyonla çarpışmıştı. Bir de taksi vardı geride. Kornası takılmış, sürekli ses çıkarıyordu. Yerdeki karın üzerinde ayağı kaydı. Düştü, yuvarlanarak. Can havliyle, yeniden kalktı. Ana yol biraz yukardaydı. Çukur bir yerdeydi. Sanki kuru bir derenin içinde gibiydi. Hafif bir tipi esmeye başladı. Tırmanmalıydı. Yaşamak için tırmanmalıydı. Çalılara tutunarak, taşlara tutunarak yavaş yavaş çıkıyordu. Tırmanarak, sonunda yol kenarına geldi. Nefes nefese kalmıştı. Birden, aklına can dostu geldi. O olsa, onu orada bırakıp gider miydi? Yeniden oraya gitmeliydi. Geriye döndü. Otobüse doğru gidiyordu. Birden ayaklarında bir uyuşmayla yürüyemedi, durdu. Kendini zorlayarak bir daha denedi. Biraz geçmişti uyuşukluğu. Aşağıdaki kamyonun farları hala yanıyordu. Korna sesi de insan sesleriyle karışmış, yarışıyordu sanki. Dolunayın ışığı yeryüzüne vuruyordu. Çıkışından daha hızlı otobüse gelmişti. Çevresi; yalvaran, yardım isteyen insanlarla doluydu. Cansız yatanları çiğnemeden geçmeye çalıştı. Birden, bir bebeğe gözü takıldı. Annesiyle birlikte yatıyordu cansız. Boyunları bükük. İçine acı bir burukluk çöktü. Bir an durakladı. Dondu sanki. Sonra, can dostu geldi aklına birden. Yeniden camdan içeri girdi. Yatıyordu, yarı baygın can dostu. Gözlerini hafifçe araladı. Onu görünce, gülümsedi birden:
—İyi misin dostum? dedi. Kendi haline bakmadan, hala onu düşünüyordu. İçi cız etti birden. Sanki içinden bir parça kopmuştu:
—Haydi, dostum dedi. Bu sefer o 'çıkıyoruz' dedi, kucakladı. Çıktılar içeriden. Dışarısı can pazarına dönmüştü. Çığlık çığlığa bağıran, yalvaran, yardım isteyenlerin acı sesleri ortalığı kaplamıştı. Etrafı, bir korku çemberi sarmıştı.
Ayhan, Özcan'ı bütün gücüyle kucaklamış, taşımaya çalışıyordu. Tipinin keskin soğuğu iliklerine kadar işliyordu. Tatlı bir uyuşukluk hissetti Ayhan. Bunun iyi bir uyuşukluk olmadığını anlamıştı. En kısa zamanda, yola çıkmaları gerekiyordu. Yoksa sonları burada olacaktı. Nefes nefese durdular. Özcan'ın kafasından kan geliyordu. Birden, panikler gibi oldu Ayhan. Ne yapacağını şaşırdı. Kıpırdatmasa olmayacak. Kıpırdatsa olmayacak. Nasıl, yola çıkarıp götürecekti? Tipi durmuştu. Ama gecenin ayazı üşütüyordu bedenlerini. Birden, iki kişinin bagajları karıştırdığını farketti. İçlerinden birini tanıdı. Otobüsün muaviniydi.
-Heey! Ne olur bizi yola kadar taşıyın? Duymuyorlardı. Çantaları karıştırıp, bir şeyler arıyorlardı. Sanki fırsattan istifade edip, talan ediyorlardı bagajları tek tek. Bu durumda bile bunları düşünen vicdansızların olabileceği, aklına bile gelmezdi. Birden, ya kendilerini gördü diye öldürmek isterlerse. Böyle düşünmek ürpertti birden. Her şeyi yapardı, bunları yapan insanlar. İçini korku kapladı. Can havliyle, bir daha kucakladı can dostunu. Etrafta mazot kokusu, benzin kokusu, tüp kokusu yayılmıştı. Kokular burnuna gelince, bir korku daha sardı içini. Korkuyla, Öyle bir tırmanıp çıktılar ki kendileri de anlayamamıştı. Ama yola çıkmışlardı. Ayhan, arkasını dönüp baktığında, hala acının çığlıkları vardı ortalıkta. Çığlıklar, kulaklarını kemiriyordu. Onlara da yardım etmeliydi.
Birden büyük bir patlama oldu. Etraf sanki bir savaş alanına dönmüştü. Bu sefer etrafta, ne çığlık sesleri, ne vurguncular vardı. Ölüm sessizliği, çökmüştü çevreye.
Patlamadan sonra geçen taşıtlar meraktan durdu. Yol kenarında yatan Ayhan'la Özcan'ı hastaneye götürdüler. Ayhan, bir ara gözlerini zorlayarak açtı. Çevresinde doktorlar, hemşireler vardı. Gözü dostunu aradı. Sormak için kendini zorladı. Soramadan bayıldı. Kendine geldiğinde, ilk sorduğu, dostunun sağlığıydı. Hemşirelerden biri söyleyiverdi öldüğünü. Gelirken, kan kaybından gitmişti. Kendisini, can dostunu bırakıp gitmişti. Onu, o ölümden kurtarmıştı. Kendisi ise onu kurtaramamıştı. Suçladı kendini. O olsaydı; kanından kan verir, canından can verirdi. Yardım edememişti. Can borcunu ödeyememişti, can dostuna. Utanmıştı, elinde olmadan; insanlığından. Kalmamıştı geriye artık, utanacak olsa da yüzü. Sağlığın da dostluğunu gösteremediği, dostu da yoktu artık yanında.
Birden bir acı saplandı sol göğsüne. Bıçak yemiş gibi, keskin bir acı hissetti yüreğinde. Yıkıldı olduğu yere. Çevrede ona yardım edecek kimse yoktu. Bir süre kıvrandı çaresizce.
Bir hemşirenin girmesiyle farkedildi. Koşuşturmalar yaşandı. Telaşlananlar oldu, onu kurtarmak için. O ise, çoktan ayrılmıştı bedeninden...

Cengiz ÇETİK

Dip Not: Öyle dostluklar vardır ki canından can vermek istersin. Öyle dostluklar vardır ki yokluluğu ölüm gibi gelir. Ve öyle dostluklar vardır ki bazen hayatta bir kez karşına çıkar. Değerini bilirsen, kaybetmeden... Mutluluğun en güzellerinden birini yaşarsın... Dostlukların en güzellerini yaşamanız dileğiyle...

Yorum (1) Yorum yaz!

şifalı otlar


4/5/2009 · Kategori: SAGLIK

Mutfağınız sayesinde kanserden yüzde 60 oranında korunabileceğinizin bilincinde misiniz ?


* Ailesinde özellikle meme ve kalın bağırsak kanseri olan kişiler; 20 yaşından önce kanserden koruyucu sebze-meyveleri, vitamin ve mineralleri tüketirse, yüzde 33 ile yüzde 60 arasında korunabilir.

* Mide kanserinden diyetle korunma oranı yüzde 60′a çıkıyor. Her gün brokoli, karnabahar, kıvırcık salata, beyaz lahana, kabak ve domatesin bol bol tüketilmesini tavsiye ediyoruz.

* Kansere sebep olan en önemli faktörlerden biri şişmanlık. Özellikle kalın bağırsak ve meme kanserlerinde büyük risk yaratıyor. Bu yüzden kırmızı etin kesilmesi, beyaz et, zeytinyağı ve soya gibi yağlarla beslenilmesi şart.

* Siyah üzümün, çekirdeği atılmadan bol bol tüketilmesinde yarar var. Kabuğunda ve çekirdeğinde ‘vesibretrol’ dediğimiz çok özel bir madde vardır, bu doğrudan doğruya kansere karşı vücudu korur.

* Yapılan araştırmalar; kekik, çörek otu ve keten tohumunun da kanserden koruduğunu gösteriyor.

* Bitkisel ilaçların, kanserin ilaç tedavisi sırasında kullanılmaması gerekiyor. İlaçlara direnci artırıyor.

* Kanser tedavisi sırasında zencefil, bulantı problemine karşı kullanılıyor.

* Papatyanın kanser hastalarının ağzında oluşan aftı önleyici bir etkisi var.

* Deve dikeni çiçeği, karaciğer hastalıklarında yıllardır kullanılıyor. Bugün görüyoruz ki; karaciğer kanserlerini tedavi edebiliyor, tümörleri küçültebiliyor.

* Isırgan yıllardır kanser tedavisinde kullanılıyor. Ancak kökü yararlı. ABD’de kökü ilaç haline getirildi.

* Meyve suyunu ihmal etmeyin. Havuç suyu, nar suyu, domates, ev yoğurdu, peynir, kayısı, siyah üzüm, brokoli, kırmızı ve beyaz lahana, karnabahar, kıvırcık salata, semizotu, şalgam suyu, acı biber,     keten tohumu, çörekotu, muz, ananas, soğan ve özellikle de sarmısak kanserden koruyor.


SARMISAK İLAÇ GİBİ

* Sarmısak, kanser riski bulunanlar için yararlıdır. Ancak kanser nedeniyle cerrahi bir girişim olacaksa, ameliyattan 7 gün önce sarmısak kullanımı kesilmelidir.

* Kanserle ilgili gerçekleştirilmiş 30 kadar çalışma incelendiğinde; sarmısak ve soğan tüketiminin kanserden ölüm oranlarını azalttığı sonucuna varılmıştır.

* Japonya’da 41 bin kadında yapılan bir çalışmada; haftada bir gün sarmısak tüketen kadınlarda 5 yıl sonunda kolon kanseri vakalarında yüzde 35′lik azalma olduğu görüldü.

* Sarmısağın enfeksiyonlara karşı etkinliği de büyüktür.

* Soya ve soya ürünlerinin daha fazla tüketildiği Asya ülkelerinde meme kanseri daha az görülür. Bazı araştırmalar da soya ürünlerinin meme kanseri riskini azalttığını göstermiştir.

* Bununla birlikte meme kanseri olan kadınlar, soya ürünleri ve soya yağını fazla tüketmekten kaçınmalı. Tedavi sırasında soya tozu ve soya sütü gibi konsantre ürünler yararlı değildir
YEŞİL ÇAYIN BİR FAYDASI DAHA:

Uzmanlar, düzenli yeşil çay tüketiminin diş ve dişetlerinin sağlıklı olmasını sağladıklarını söylüyor.

Newkarela isimli web sitesinde yer alan habere göre, çalışmada 940 erkeğin dişeti sağlığı analiz edildi ve düzenli olarak yeşil çay içen erkeklerin dişetleri daha az içenlere oranla daha sağlıklı olduğu tespit edildi.

Amerikan Periodontoloji Akademisi’nin resmi yayını olan Periodontoloji dergisinde yayınlanan çalışmanın yazarlarından biri olan ve Japonya’daki Kyushu Üniversitesi’nde görevli Dr. Yoshihiro Shimazaki, “Yeşil çayın sağlığa yararı uzun süre zihinlerde tartıldı. Meslektaşlarımla beraber yeşil çay tüketiminin dişeti sağlığı üzerindeki etkisini araştırdık. Özellikle dişeti sağlığı ile genel sağlık arasındaki bağlantı üzerinde etkisini dikkate aldık” dedi.

Yeşil çayın içerisindeki katesin maddesi ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı oluyor.

Dişeti hastalığı, dişetlerini ve dişlerin kemik desteğini etkileyen kronik inflamatuvar hastalıktır ve diyabet, kalp ve damar hastalıkları gibi diğer hastalıkların ilerlemesiyle bağlantılıdır.

Texas Üniversitesi Sağlık Bilimi Merkezi’nden Dr. David Cochran, “Peridondistler sağlıklı dişetlerinin sağlıklı bir vücuda sahip olmada çok önemli olduğuna inanıyorlar. Dişeti sağlığını desteklemek için düzenli yeşil çay içilmesi gibi basit yollar bulmak çok önemli. Dişeti sağlığının genel sağlığa yararları da zaten biliniyordu” diye konuştu.
DİŞ SAĞLIĞI:

Dişlerinizi doğal yöntemlerle korumaya yardımcı olabilirsiniz. Üstelik bu besinler öyle zor bulunacak türden de değil. İşte o besinler:

1. Kereviz: Kereviz dişlerimizi iki yolla korur. Kereviz extra çiğnememizi gerektiren bir yiyecektir bu da ekstradan tükürük salgılamamıza ki bu da çürüklere neden olan bakterileri etkisiz kılmamıza yarar sağlar. Buna ilaveten lifli ya da sert yapıda ki doğal yiyecekler dişetlerine masaj yapar ve diş aralarını temizler.

2. Peynir: Peynir dişleriniz için birden çok yarar sağlar. İlk olarak ağzınızın PH dengesini ayarlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda çürüklere karşı koruyup, yeni çürükler olmasını engellediğini belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı şekerli gıda alındıktan sonra yenilecek bir parça peynirin, şekerin dişleri çürütme etkisini giderme açısından son derece önemli olduğu ilave ediyor.

3. Yeşil Çay: Yeşil çayda bulunan katesin maddesi ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı olurken aynı zamanda kansere karşıda etkili oluyor Dolayısıyla ağız kanserlerine karşıda etkili bir maddedir. Bu madde aynı zamanda kötü ağız kokusuna neden olan bakterileri de ağızdan uzaklaştırmaya yardımcı olur.

4. Kivi: Vitamin C eksikliği dişetlerinizi hassaslaştırabilir, bakterilere karşı daha dirençsizleştirebilir. Bu durumda da periodontal rahatsızlığa yakalanabilirsiniz. Bu durumla karşılamamak için yeterince C vitamini almalısınız ve bunun içinde kiviyi seçebilirsiniz çünkü kivi diğer meyvelere göre daha fazla vitamin C içerir

5. Yoğurt: Kalsiyum açısından zengin olan yoğurdun dişlere olan faydaları saymakla bitmez. Kalsiyum periodontal rahatsızlığı olan kişilerdeki diş kökleri iltihaplı cep sayısını azaltır. Kalsiyum, periodontal rahatsızlık dolayısıyla oluşmuş sallantılı ve gevşek dişleri iyileştirmede yardımcı olur. Kalsiyum, diş kayıplarını önlemeye yardım eder. Eğer sizde diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan yiyecekleri tercih edin.

6. Maydanoz: Ağız kokusuna neden olan yiyecekleri tükettikten sonra biraz maydanoz çiğnemek hoş bir ağız kokusuna sahip olmanıza yardımcı olacaktır. Bu sayede ise kötü ağız kokusu maydanoz sayesinde hoş bir kokuya dönüşür.

7. Çilek:
Çilek dişlere ve dişetlerine iyi gelir. Aynı zamanda diş taşlarından doğal yöntemle kurtulmanın formülünü taşımaktadır. İçinde bulunan çeşitli asitler diş diplerinde biriken taşları eritir. Diş taşlarının oluşumunu engeller.

8. Kuru Yemişler: Kuru yemişler ve çekirdekler dişi kaplayarak bakterilere karşı koruyucu bir tabaka oluşturan doğal yağlar içerirler. Bu yağlar diş minesinin güçlenmesine yardımcı olarak çürümelere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar ve çekirdekleri de kalsiyum içerir.

9. Elma: Elmanın kabukla yenilmesinin bir yandan dişlerin kuvvetlenmesini sağlarken bir yandan da içerisindeki maddelerle dişleri temizlediğini aktaran Kazandı, “Elma, havuç gibi meyveleri ısırarak yenilmesini tavsiye ederim” diye ekledi.

10. Balık: Balığın içeriğindeki fosfor, kemik ve diş dokusunun teme maddelerinden bir tanesidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor bulunmaktadır. Dolayısıyla daha sağlıklı dişler için haftada bir kez balık tüketilmelidir.
BAL ÖKSÜRÜĞE İİ GELİYOR:

Amerika’da gerçekleştirilen tıbbi bir araştırmada, akşamları bir kaşık bal yemenin çocukların öksürüğüne iyi geldiği ve daha iyi uyumalarını sağladığı belirlendi. Araştırmayı yürüten ekibin başkam olan Pennsylvania Eyalet Üniversitesi Tıp Fakültesi Profesörü lan Paul, “Araştırma sonucu diyebiliriz ki, ninelerimiz, dedelerimiz haklıymış.” diye konuştu. Uzmanlar, 6 yaşından küçük çocuklarda, öksürük ilaçlarının kullanılmasının riskli olduğu uyansı yapıyor. Son araştırmalarda da risk ihtimalini güçlendiren bulgulara ulaşılması, bazı ilaç firmalarının çocuklara yönelik öksürük ilaçlarını piyasadan çekmesine sebep oluyor. Alternatif arayan anne ve babalara ise doktorlar, nine ve dedelerin dinlenilmesi tavsiyesinde bulundu. Buna göre, akşamlan yatmadan önce bir kaşık bal yenilmesi çocuklarda soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi geliyor. Ancak uzmanlar, 1 yaşından küçük bebeklere ise, zehirlenmeye sebep olabileceği gerekçesiyle kesinlikle bal verilmemesine de vurgu yapıyor.


Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::